Yeryüzündeki Vedud Halifeler - Seven ve Sevilen iki Cinsiyetli Halifeler (Kar©glanin 15 Aralık 2017 Vaazi)

    • Yeryüzündeki Vedud Halifeler - Seven ve Sevilen iki Cinsiyetli Halifeler (Kar©glanin 15 Aralık 2017 Vaazi)



      Yeryüzündeki Vedud Halifeler - Seven ve Sevilen iki Cinsiyetli Halifeler



      (Kar©glanin 15 Aralık 2017 Vaazi)






      وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٌ وَدُودٌ

      Euzubillahimineşşeytanirracim
      Bismillahirrahmenirrahim

      Vestagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi, inne rabbî rahîmun vedûd.

      Meali :

      Rab’binizden bağışlanma af dileyin. Sonra O’na tevbe edin pişmanlığınızı sunun. Muhakkak ki Rabbiniz hem rahimdir(Anne gibi Rahim sahibi) hemde Veduddur (Hem sevilip hem sevilendir, seven erkekse ise, sevilen kadin, seven gök ise, sevilen yer ve toprak gibi, biz yer ve gök ikisine biriklte dünya diyoruz, dünya yer ile gökü bir arada tutan, sahip olan demek, yani iki cinsiyet biri anne biri baba, gök baba ise, yer ve toprak verimli anne, sevmek eril ise, sevilmek dişil ve müennnes).

      Sadakallahul Aziym HUD Suresi 90. ayet



      إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ

      Euzubillahimineşşeytanirracim
      Bismillahirrahmenirrahim

      İnnehu huve yubdiu ve yuîd. Ve huvel gafûrul vedûd. Zul arşil mecîd.

      Meali :

      Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu geri döndürür. O, çok bağışlayandır, çok seven ve sevilendir. (O), Arşın Sahibi’dir, Mecid’dir (mucid maciddir icad edicidir)

      (Sadakallahul Aziym BURUC Suresi 15. ayet)


      ---oOo---

      Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

      “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki hiçbiriniz, ben kendisine babasından da evlâdından da daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.”

      ( Hadis-i Şerif , Buhari, İman 7)

      Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

      "Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz."

      ( Hadis-i Şerif , Tirmizi İhya'u Ulum'id-Din Huccetü'l-İslam, İmam Gazali, cilt. 4, s.594)

      Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

      "Hediyeleşin, birbirinizi sevin, "Birbirinize yiyecek hediye edin. Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder (meydana getirir)."

      ( Hadis-i Şerif , Kütüb-i Sitte, cilt 16, s.239)

      Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

      "Seven, sevdigine, sevdigini söylesin."
      veya
      "Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa, ona sevdiğini söylesin."

      ( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvud, Edeb 122, (5124); Tirmizî, Zühd 54, (2393))

      "Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
      "Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

      Yolculugumuza başliyoruz :

      Vüdd ( ودّ ) ve meveddet ( مودّت ) masdarından türemiş mübalağalı ismi fail kalıbında bir sıfattır. Bu kalıp Allah (c.c) için kullanılırsa sıfat olur. Bu kalıp ismi mef’ul manasında isim olarak da kullanılır. Sevgi anlamındadır. İsmi fail olarak alındığında ÇOK SEVEN, ismi mef’ul olarak alındığındaysa ÇOK SEVİLEN manalarına gelir. Daha çok da çok seven manası tercih edilmiştir.

      - VEDÛD ismi Kur’ân-ı Kerîm’de iki ayrı yerde geçer :

      “Şuayb (a.s) dedi ki :


      "Rabbınızdan bağışlanma dileyin sonra da ona tevbe edin. Şüphesiz Rabbim rahimdir, vedûddur.” (Hûd Sûresi 11/90) “Şüphesiz



      "Rabbın tutuşu şiddetlidir, İlkin var eden sonra geri çevirip yeniden yaratan odur, O gafurdur, vedûddur.” (Buruc Sûresi 85/11,12,13)

      Bu iki âyet de Mekkîdir. Vedûd ismi bir yerde Gafûr, bir yerde de Rahîm ismi ile beraber gelmiştir. Vedûd ismi ile bu iki isim arasında karşılıklı bir gereklilik ve derecelendirme gibi bir ilgi söz konusudur. Vedûd olduğu için rahmet ve mağfiret eder. Rahmet ve mağfiret için sevmek gerekir.

      - Bazılarına göre kulun Rabbını sevmesi Allah’ın (c.c) bir ihsanı ve lütfudur. Kulun gücü ve kabiliyeti sebebiyle değildir. Allah (c.c) kulunu sever ve kalbine de bir sevgi yerleştirir. Sonra da kul Allah’ın (c.c) tevfikiyle Rabbını sever. Rabbını sevince de Rabbı onu bir başkasının sevgisiyle mükâfatlandırır. Gizli ve açık bütün kulluk davranışlarının ruhu ve temeli Allah (c.c) sevgisidir. Mâide Sûresi 5/54. âyetinde


      "O onları sever, onlar da O’nu” Hakk’ın sevgisi kulun sevgisinden önce gelmiştir. Hakk’ın kula muhabbeti olmasaydı kul Hakk’a muhabbet edemezdi.

      Aşk odu evvel düşer mâşûka, ondan âşıka
      Şem’i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi.

      Hakk’ın Salih kulları, Allah’ın (c.c) zât, sıfat ve fiiller açısından mükemmel bir varlık olduğunu, ortadaki eserlerinin mükemmelliğini bildikleri için O’nu severler de O VEDÛD (çok sevilen) olur.

      Vedûd ismi ister “seven” ister “sevilen” anlamında olsun bu iki vasıf da bir medih=övme olur. Allah’ın (c.c) itaatkâr kullarını sevmesi lütuf sahibi olması demektir. Yani bu sevme hem Allah (c.c) için bir medih (sevmek bir mükemmelliktir) hem de Allah (c.c) tarafından kullarını medihtir. Kulların Allah’ı (c.c) sevmesi (yani Allah’ın “sevilen” olması) onlar nezdinde kerem ve ihsanının bilinmiş olmasından dolayıdır. Bu biliş de medihtir.

      Allah’ın (c.c) Salih kullarını sevmesi kendilerinden razı olup amellerini kabulü ve diğer kullarına da sevdirmesi demektir.

      Allah (c.c) kimleri sever :

      1–Muhsinler : (Bakara 195, Âl-i İmran 134)

      2–Tevbe edenler : (Bakara 222)

      3–Temizlenenler : (Bakara 222)

      4–Müttakiler : (Âl-i İmran 76)

      5–Sabredenler : (Âl-i İmran 146)

      6–Tevekkül edenler : (Âl-i İmran 159)

      7-Âdil olanlar : ( Mâide 42)

      8–Saf halinde yolunda savaşanlar : (Saff 4)



      Allah (c.c) kimleri sevmez :

      1–Haddi aşanları : (Bakara 190)

      2–Fesad : (Bakara 205)

      3–Nankör, günahkâr : (Bakara 276)

      4–Kâfirler : (Âl-i İmran 32)

      5–Zalimler : (Âl-i İmran 57)

      6–Hâin günahkâr : (Nisâ 107)

      7–Müfsidler : (Mâide 64)

      8–Müsrifler : (Enâm 141)

      9–Hainler : (Enfal 58)

      10–Müstekbirler : (Nahl 23)

      11–Hain nankör : (Hacc 38)

      12– Kibirli : (Lokman 18)


      Kullarından bu isme lâyık olanlar mahlûkata karşı iyilikten başka bir şey istemeyenlerdir :

      1–Kendisi için istediğini başkaları için de isteyenler
      2–Başkalarını kendisine tercih edenler.

      Bu ismi ile Allah (c.c)

      1–Varlık vererek mahlûkatını sevdiğini göstermiştir.
      2–Mahlûkat için sadece hayır murad etmiştir. Onlar için hayır muradı aynı zamanda varlık vermesidir de.
      3–Hayırlara ulaşmaları için her türlü ihsanda bulunmuştur.
      4–Kendisini sevenleri rahmet ve merhametiyle kuşatmıştır.
      5–Sevenlerini mahlûkata da sevdirmek.

      Peygamberimizin (s.a.v) bu isimden istifadesi

      1–Herkes için hayırdan başka bir şey murad etmezdi.
      2–Başkalarını kendisine tercih ederdi.
      3–Sevdiğini hal ve hareketleriyle gösterirdi.
      4–Sevgisinin tezahürü olarak kendisine yapılan kusurları bağışlardı.
      5–İnsanlara olan sevgisi, onların azaba düşmelerine engel olmak için bütün imkânlarını seferber etmeye sebep olmuştu.
      6- Sever ve sevmeyi tavsiye eder, sevmeyende bir hayır bulunmadığını söylerdi.
      7–Yaratıkları seven, onlar tarafından sevilen biri idi.

      Müminlerin istifadesi

      1–Müminlerin kendisini sevmelerini engelleyecek hal ve hareketlerden uzak kalmak,
      2–Sevmelerini kolaylaştıracak hallere sahip olmak.
      3–Sevdiğimizi açıkça gösterebilmek. Sevdiklerimiz için bir şeyler yaparız (yapmalıyız), bir şeyler yaptıklarımız da bizim sevdiklerimizdir.
      4–Allah’ı (c.c), peygamberimizi (s.a.v.), ashabını (r. anhum), alimlerimizi (r.a) tüm müminleri sevmek, sevdirmek.
      5–Kendimiz için istediklerimizi müminler için de istemek, istemediklerimizi de istememek (asgari)
      6–Müminleri kendimize tercih eder olmak.
      7–Allah’ın (c.c) sevdiği kimselerden olmak
      8–Allah’ın (c.c) sevmediklerinden olmamak

      Dilbilgisi

      Etken Fiiller: Yüklemin bildirdiği eylemi yapan, yerine getiren belliyse (gerçek özne varsa), o cümlenin eylemi etken çatılıdır. Örnek :

      Yaşlı adam bir hamlede merdiveni tırmandı.

      Gerçek Özne Etken

      Kaymakam gelecek diye köy halkı yollara döküldü.

      Gerçek Özne Etken

      Vücudum, kaskatı olmuştu, kulaklarım duymuyordu.

      Gerçek Özne Etken Gerçek Özne Etken

      Edilgen Fiiller : Eylemi, yapan ve gerçekleştirenin belli olmadığı (gerçek öznenin olmadığı) eylemler edilgen çatılıdır. Bir eylemin edilgen çatılı olabilmesi için “-ıl, -il, -ul, -ül, -ın, -in, -ün, -un” eklerinden birini alması gerekir. Örnek :

      Buz olmasın diye yollara tuz döküldü. (Döken belli değil)

      Sınav sonuçları açıklandı. (Açıklayan belli değil.)

      Anadolu’nun ücra bir kasabasına atanmış. (Atayan belli değil.)

      ---------------------------

      El Vedud ismi ise, bu iki eylemi icinde tutan bir fiil, yani hem etken, hem edilgen bir fiil, seven ve sevilen, yani Allah seviliyor, kim seviyor belli degil, Allah seviyor, yine kimi seviyor belli degil, amma yukarda yazdigimiz fiileerde ise, Allah falanciyi sever, filanciyi sever, ve fakat bu vedud, ise Allah hem seven, hem sevilen, yani ayni anda hem yürüyen hemde ayni anda duran bir araba misali gibi, yani kerkinek kuşu mesala, yeryüzündeki bir göreve münhasir bir halife olarak, ayni anda hem ucup, hemde havada duran bir özellik gösteren dogan kuşu, yani ayni anda iki eylemi icinde tutuyor, işde Allah Veduddur da da seven ve sevilen, eril ve dişil, etken ve edilgen, halbuku etken fiil demek, seven mesala, seven kimse sevme fiilini yapan demek, fakat sevilen ise seven biri tarafindan sevilen özneye verilen isim, yani burda sevme fiili başkasi tarafindan ona yapildigi icin, sevilen edilgen durumundadir, yani öyle olunca, kadin sevme fiilini cinsel yolda yapilamsinda, kadin yine edilgen durumda, erkek ise sevme fiilini yapan olarak etken durumda, ve etken olan erkek rahman, edilgen olan kadin ise rahim tabiatli, ve vedud ise, bu ikisinide icinde barindiran olunca, hem erkek hem dişi eylemi yapabilcek, alet erdavati olan kimse, bu isimin yeryüzündeki teccelli ettigi halife demek olur, yani bu maddelerden miknatis, ve demirin miknatis olmuş hali, yine alet erdeavattan igne bu durumde, iplik bu durumda

      Hermafrodit (erdişi veya hünsâ), hem erkek hem de dişi üreme organı bulunduran canlılara verilen addır.

      Etimoloji
      Kelime olarak hermafrodit, Yunan mitolojisindeki Haberleşme Tanrısı Hermes ile Güzellik Tanrıçası olan Afrodit'in adlarından gelmektedir. Efsaneye göre Afrodit ile Hermes'in bir oğulları olur. Adını Hermafrodit koyarlar. Hermafrodit o kadar güzeldir ki bir su perisinin dikkatini çekmiştir. Peri kız, sürekli ona yakınlaşmak için uğraşır ama Hermafrodit'in nazı ile karşılaşır. Bir türlü yüz bulamayan peri kız, Hermafrodit gölde yüzerken birdenbire karşısına çıkar ve sıkı bir şekilde ona sarılır. Tanrılara onları birbirlerinden ayırmamaları için yalvarır. Sonunda dileği kabul olur ve ikisi de aynı vücutta can bulurlar. Böylece ortaya çift cinsiyetli bir insan çıkar.

      cieklerin nerdeyse tamami Hermafrodit bir sisteme sahipdir, yani hem erkegini hem dişisini, ayni cicek kendi icinde barindirir, yani paflanzen üreme sisteminie sahip olanlara, yani mutasyonda, üreme sistemi bitkiden hayvan ve insan sistemine tam dönmemiş, ve bitkisel üreme sisteminde karar kilmiş canlilardir onlar yani.









      قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

      Euzubillahimineşşeytanirracim
      Bismillahirrahmenirrahim

      Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâratun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye'tiyallâhu bi emrihî, vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn

      Meali :

      De ki: “Şâyet babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve zevceleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallarınız, kesada uğramasından (satışının durmasından) korktuğunuz ticaret ve razı olduğunuz (hoşunuza giden) evler, Allah’tan ve O’nun Resûl'ünden ve O’nun (Allah’ın) yolunda cihad etmekten size daha sevgili ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, fasıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez.”

      (Sadakallahul Aziym TEVBE-24 ayet)

      Allah ismi ise, Cenabi mevlanin bütün isimlerini icinde barindiran cami bir isim, yani vedud sadece ikisini rahman ve rahimi icinde barindiran ismi, bismillahirrahmenirrahim de de iki isim bir cümlede birlikte bariniyor, oysaki Allah ismi, cami bir isim, ve 99 ismi birlikte barindiriyor, ve Allahin daha bilmedigimiz binler ismi var, cünkü Allah, Allahin en güzel ismleri diye adlandirdigi isimler 99 tane, ondan sonra binler ismi var, ve bu 99 güzel ismi barindiran ismine Allah diyoruz, ve öyle olunca, ya Allah in ikibin ismini ayni anda barindiran hali nedir, kimde teceli edeer, nedir ne degildir?

      insan Aziz bir varlikdir, cünkü Allah yeryüzüne onu halife kilmiş ve kendi suretinde yaratmişdir, ve öyle olunca, yeryüzünde bazi insanlari yaratirkende, böyle cift ccinsiyetli olarak halketmiş, peki niye kendi suretini böyle iki cinsiyatli yapti demek yokmu? kendini bunami benzetti, yoksa bir sifatda öylemi demek O nun, insan Halifeyse, her insan bir ayri halife böyle hermofradit insanlarda halife ise, o zaman bunlar Allahin hangi ismine ayine dedigimiz zaman, işde onlar, Allah in vedud ismine bakan yüzler, sakin ola o halinizi bozmayin, yaratan Allah yaratmasini unutmadi yanlişda yarartmadi, sizide bilir kendisinide de bilir, neden öyle yarattiginida bilir o, ve o bir dertmi? hastalikmi? mutasyonmu? bozuk mutasyonmu? yoksa Allahin hallerinden bir halide o mu demek lazim.
      ve cicekler iki cinsiyati icinde tutuyor ancak, kendi kendini döllemez, onu ya bir kelebek,böcek, ya bir ari yada rüzgar döller, yani meryem annemize hermofradit diyenler icin, peki onu hangi ari dölledi demek yokmu? o eger hermofradit idiyse, yani kararli element ve kararsiz element vardir. kararli element : var olacagina karar verir ve, ya gaz, ya sivi, yada kati olarak yüze cikar, kararsiz element ise, varlik ile yokluk arasinda, yada erilmi dişilmi yani eski yüklümü yada arti yüklümü olacagina karar veremeyen element demek olur, yani miknatis, hem eksi kutbu, hem arti kutbu icnde barindirir, bir ucu eksi, bir ucu artidir , bir ucu erkek, diger ucu dişi, yine dud bitkisi cok yiyenlerdede bu hal ortaya cikar, yani aynen halife olan budha gibi, dud agacindan etkilenen halife budha, yani dal dala demek, yine bir dalin mesela iki catagi varsa, bir catagina kayisi aşiladimi agacin orjinali ise erik ise, o agac hem erik hem kaysi verir ve şaşirmaz, yani öyle olunca, yine bitkilerde bunun hali var, o bitkinin insan olmuş halinede, işde kararsiz insan, o mu bu mu diyen insan olmuş, yani öyle olunca, işde kararsiz elementlerden yiyen kimselerde olan bir hal, yahut kararsiz elemente maruz kalmiş erkek ve kadindan olan cocuklar, igne ve iplik, igne deliklli, ve iplik deiliginden gecer, amma igne yine erildir kumaşi ise delip diker, ciceklerden cyclamen bu yukardaki resimdeki cicegin gercek isimi, yani o agizlarda ve internette dolaşan diger cyclemen cicegi gercek cyclamen degildir, bu gercek cyclamen cicegi, yani iki cibilliyati ayni anda barindirdigi görsel olarak görünen bir cicek, internet ismi ise flamingo cicegi diye bulabilirinsiz, halbuki gercek ismi cyclmen cicecgi budur yani afedesiniz ismi "si k li am emen cocuk" isimler öyle boş yere konulmaz bir frekansi tinisi var yani annesi hermofradit cocuk demek cyclamen.

      gelelim gündem konusuna ve mescidi aksa meselesine, ve mescidi aksa günümüzde üc kibleyi, üc yönü,üc dini bir araya getiren mescdi olarak biliniyor, yani üc dini birleştiren yön demek. egeer meryem ikisini birleştiren ise, ve ondan ve oglundan sonra muhamed geldi, ve mirac ederken ise o 124 bin peygamberi orda birleştirdi, ve namaz kildi diye biliyoruz, yani bütün dinleri birleştircek olan kible demek yani, öyle olunca, Allah, bizim mescdi aksa ile hepimizin, bütün insanligin bir oldugunu anlattigi bir kabe ve kible, yani eger 124 bin peygamber ayni yöne döndü birleştiyse, işde mehdi demekde, onlarin hepsini yeniden birleştircek olan kimse, ve öyleki o orda namaz kilma meseleside, yani mehdi mescdi aksada namaz kilsa ve kilarsa, şamda degil dikkat edin, mescidi aksada kiilincak namaz, ve onun ardindaki cemaatin isimleri, 124 bin peygamberin isimleri olcak, ve onlar hem isavi, hem musavi, ve muhammedi, ve budist, hem zerdüşt olabilir, amma hepsi ayni kabe ve ayni kilbleye, yani yönünü Allah a tutan kimseler demek. yoksa mescdi Aksa öyle, vay bura bizimdi, yine bizim olacak diye kavga cikaranlarin, kavga cikarma sebebi olcak mescid degil yani ah maklar sürüsü, daha hala ayrilik ve, bu benim, şu senin, sen şucusun, ben bucusuyum davasi ile kavga edin durun siz, ah mak sürüsü. Allah in mescidi Aksa dan ne murad ettigini anlamazsaniz, daha ne mehdi bulursunuz, nede mehdiyi tanirsiniz, anladinizmi, nede mehdi gelip öylö mescidi aksayi felen fethetmez, orasi Allahin eviyse, Allah orayi muhafaza etcekdir zaten, orasi taş toprakdan bir bina iken, o taş toprak ugruna, gercek kible insan kalbi iken, o taş toprak ugruna binler ölcek öldürülcek, kabe kalbli insani, aziz varligi iyi düşünün, taş toprakmi önemli ve kutsal, yoksa aziz bir yaratik ve halife olan insanmi? ne bu kavga, ah mak sürüsü, Allah birleşin, bütün dinler peygamberler birleşin derken, sizler kavga edelim diyorsunuz, o diyor bizim, beriki diyor, zaten bizimdi bizim kalacak, tüüü geri zekalilar, bunun ugrunda canlara kiyin birde olurmu ah mak sürüsü,

      Kâbe'nin Yeniden İmârı ve Peygamberimizin Hakemliği

      Kâinatın Efendisi 35 yaşında idi.

      Bu sırada Ku­reyş kabilesi, Kâbe duvarlarını yıkıp, yeniden tamir kararını verdi. Zira, yıllardan beri yağan yağmur ve neticede meydana gelen seller, ya­pı itibarıyla pek sağlam olmayan bu mâbedi oldukça yıpratmıştı. Çatısız bu­lunması sebebiyle de, yağan yağmurlar temeline kadar tesir etmiş ve binayı adeta harab bir hale getirmişti.

      Son olarak gelen büyük bir sel, Kâbe’yi bütün bütün sarsmış ve duvarlarını çatlatmıştı. Bu durum Mekkelilerde bir korku ve telâş uyandırmıştı.

      Bu arada, bir hadise daha oldu: Kadının biri Harem’de ateş yaktı. Ateşin ko­rundan sıçrayan kıvılcımlar, Kâbe’nin örtüsünü tutuşturdu ve yanmasına se­bep oldu.

      Bütün bunların üzerine bir de Kâbe’nin içinde bulunan bir definenin çalın­ması eklenince, Mekkeliler, artık verdikleri ka­rarı bir an evvel gerçekleştirme gayretine girdiler.

      Kâbe duvarlarının taşlarla örülmesi işi, kur’ayla kabileler arasında dörde taksim edildi. Buna göre, Abdi Menaf ile Zühreoğullarına Kâbe’nin Şam cephe­si (Hatiym, Hıcır tarafı); Şehm, Cehm (Cü­mah) ve Amiroğulları payına Kâ­be’nin Yemen köşesi ile Ha­ce­rü’l-Esved köşesi arası; Mah­zum ve Teymoğulla­rı­na ise, Safâ ile Ecyad’a bitişik olan Ye­men cephesi düştü.

      Herkes kendisine düşen taraf için taş taşıyor ve duvarlar örülüyordu. Bina, Hacerü’l-Esved’in konulacağı yere kadar yükseltilmişti. Ancak bu mübarek taşı yerine koymada kabileler arasında anlaşmazlık çıktı. Her kabile, kendisini diğer kabilelerden bu hususta daha lâyık görüyordu. Kabile taassubunun bü­tün şiddetiyle hüküm sürdüğü bir zamanda, hangi kabile bu şerefi başkasına kaptırmak isterdi? İş kızıştı, tartışma ve münakaşa son derece sertleşti. Öyle ki birbirleriyle vuruşacaklarına dair yemin bile ettiler.[5]

      Ortalığı bir kargaşalık kaplamıştı. Her an çarpışma bekleniyordu. Çarpışma vuku bulursa, çok kişi hayatını kaybedebilir, çok mal telef olabilirdi!

      Bu duruma bir çare bulmak gerekiyordu!

      Dört beş gün, Kâbe’nin duvarlarına tek taş koymadan, Ku­reyş kabileleri bekleyip durdular! Sonra tekrar Mescid-i Haram’da toplandılar, birbirleriyle ko­nuştular, tartıştılar.

      Bu arada, kabileleri uzlaşmaya davet edenler de vardı.

      Kanlı bir hadisenin kopması her an beklenirken, Ku­reyş’in en yaşlılarından Ebû Ümeyye diye bilinen Huzeyfe b. Muğîre, ortaya atıldı ve taraflara şu tekli­fi sundu:

      “Ey Ku­reyşliler! Anlaşamadığınız şu işte, mâbedin şu kapısından (Benî Şey­be Kapısını eliyle işaret ederek) ilk girecek zâtı aranızda hakem yapın; o kimse bu işi bir neticeye bağlasın!”[6]

      Ebû Ümeyye’nin beklenmedik bu teklifi, taraflarca tereddütsüz kabul gör­dü.

      Artık bütün gözler Benî Şeybe kapısındaydı!

      Acaba kim çıkacaktı ve kabilelerin anlaşmazlığına nasıl bir çareyle son vere­cekti? Hiçbir kabilenin gönlünü kırmadan bu işi nasıl halledecekti?

      Merak dolu bakışlar, mescidin mezkûr kapısını dikkatle süzmekte idi.

      Kapıdan bir zât belirdi!

      Uzaktan fark ettiler, kendisine mahsus boyu posu ve yürüyüşüyle vakar içinde gelen bu zâtı derhal tanıdılar ve sevinç içinde bağırdılar: “El-Emin o! Muhammed o! Onun aramızda vereceği hükme râzıyız!”[7]

      Evet, gelen Muhammedü’l-Emin’di (a.s.m.). Herkesin iti­madını kazanmış olan dürüst insandı.

      Bu sebeple, merak dolu bakışlar, birden sevinç bakışlarına döndü. Çünkü âdil karar vereceğinden hepsi tereddütsüz emindi.

      Evet, isabetli karar vermekten şaşmayan Efendimizin gelişi, elbette tesadüfî değildi. Vereceği hükümle onlara, peygamberliğinden önce de, isabetli görüşe, derin düşünceye sahip olduğunu tasdik ettirecekti.

      Ku­reyş, durumu kendilerine anlattı.

      Kalbi gibi zihni de tertemizdi Efendimizin... İsabetli ka­ra­rı vermekte gecik­medi ve şu emri verdi:

      “Hemen bana bir örtü getiriniz!”

      Ânında getirdiler. Bir rivayete göre bu Velid b. Mu­ğî­re’­nin elbisesiydi. Di­ğer bir rivayete göre ise, Efendimiz, bizzat kendi ridâsını bu işte kullandı.[8]

      Kâinatın Efendisi, getirilen örtüyü yere serdi.

      Küçük büyük herkesin dikkatli bakışları, Efendimizin üzerinde toplanmıştı. O örtüyle ne yapacaktı?

      Merakları fazla sürmedi ve Sevgili Pey­gam­be­ri­miz, Hace­rü’l-Esved’i bu ör­tünün ortasına koydu; sonra da, “Her kabileden bir kişi bunun birer köşe­sinden tutsun” diye emretti.

      Öyle yaptılar. Hacerü’l-Esved’i örtüyle, konulacak yere kadar kaldırdılar.

      ...Ve Resûl-i Kibriya Efendimiz, bizzat Hacerü’l-Esved’i kendi eliyle yerine koyarak, bu şerefe nâil oldu!

      Bundan sonra duvar örülmeye başlandı ve kısa zamanda tamamlandı.[9]

      Böylece, Allah Resûlü, İlâhî mevhibenin bir eseri olan isabetli kararıyla, ka­bileler arasında büyük bir kanlı çarpışmayı önlemiş oldu.

      Bunu duymadinizmi siz de, ey isaviler, ey musaviler, ey muhammediler, bunu böyle sulh ile halleden muhammedi unuttunuzmuda, şimdi aranizda mehdi ciksin gelsin kavgasini başlatmak icin mescidi aksa senin benim kavgasi yaparsiniz, mescdi aksa ne senin ne de benim, orasi Allahin, bizlerin bir araya gelmemiz icin koydugu bir bilek taşi sadece, bunu unutupda kavgaya tutuşmakda nedir. şimdi hani bazilari mehdi ortaya ciksin diye yapiyor bunu, ve muhamed ben peygamberin dedi ortaya cikdi, ve ona mekke ambargo uyguladi, öldürmeye kalkdi, ve pacasini kurtarmak icin gece mekkden apar topar kacan muhammed degilmi? ve Allah amma sinamiş muhammedi de, magaraya siginir, oraya kadar kovalatmiş birde, yani orda magarada ikisinden biri tiksirip aksirsa canlarindan olcaklar, ebu bekirde üc bucuk atiyor korkudan, kim korkmaz , Muhammed O na korkma ikiliin ücüncüsü Allah dedi ve ayet indi



      إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

      Euzubillahimineşşeytanirracim
      Bismillahirrahmenirrahim

      İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm

      Meali :

      O'na sizin yardım etmeniz dışında (etmediğinizde) o zaman Allah, O'na (Resûl’e) yardım etmişti. Kâfir olanlar, O'nu (Mekke’den) çıkardığı (çıkmaya mecbur ettikleri) zaman iki (kişi)nin ikincisi idi. İkisi mağarada iken arkadaşına şöyle demişti: “Mahzun olma! Muhakkak ki; Allah, bizimle beraber.” O zaman Allah, O'nun üzerine sekînetini indirdi. Ve O'nu göremediğiniz bir ordu ile destekledi. Kâfirlerin sözünü sufli kıldı. Ve Allah’ın sözü; O, çok yücedir. Ve Allah; Azîz’dir (üstündür), Hakîm’dir (hüküm sahibi ve hikmet sahibidir).

      (Sadakallahul Aziym TEVBE Suresi 40. ayet)


      yani can bogazda ve o halde erkeklgiin onda dokuzu tabiki kacmakda, ve saklanmakda iken, yine isa da kacsaydi belki carmiha gerilmezdi, musa kacdi, musada kurtuldu, ya isa, o kacmadi ne oldu, o da öldürüldü, havarilirinin bazisida mersinde ligme ligme edildi, o zaman bu insanlar şimdi degişdimi, mehdi eger bilincek buluncak olsaydi, Allah o nuda peygamber ederdi ve o da alenen cikar teblig yapardi, Alllah onu saklamiş gizlemiş işde, ne dibini bucagini delcen diye ugraşiyon ah mak müslüman, ah mak gavur.

      Hz Meryem isa ya hamile kaldiginda bir musevi idi, ve isa yi dogurdu, isa isavi ve isavi oldu, isa nin babasida mehdi ise, mehdi de müslüman, ve meryem ise bir Anne ve ona dönmn ek yüzüen bakmak kabeye bakmakla eş degedr yani yaşayaan yürüyen kabelerden birisi, ona dönen demek isavi musavi ve müslüman, o zaman meryem hatta üc dini birleştiren kible, ve mehdi ise, o namaz ile 124 bin din ve peygamberi bir araya toplayacak olan son asker, ister al birleş birlik ol, yada ayril kavga et, kiyamet kopsun başina o zaman, ya yaşamayai sec ya da gebermeyi

      Rabbim, ahirzman ümmeti, Mehdi cemaatine idrak versinde, iyi ile kötüyü ayirt etsinler artik.


      --oOo---


      أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


      ''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '

      وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

      Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
      Amiyn.
      Elfatiha maassalavat.

      سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

      Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

      etûbu ileyk.

      --OoO--




      Vaazi mp3 olarak indirmek icin linke sag tikla farkli kaydeti sec




      Buraya TIKLA Dinle Veya Sag TIKLA indir dinle




      Kar©glan

      Başağaçlı Raşit Tunca

      Schrems, 15 Aralık 2017 Cuma

      Original Kar © glan



      Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan

      Ocak - Şubat - Mart - Nisan - Mayıs - Haziran

      Temmuz - Ağustos - Eylül - Ekim - Kasım - Aralık

      1 Senede/12 Ay

      Pazartesi - Salı - Çarşamba - Perşembe - Cuma - Cumartesi - Pazar

      1 Yılda/365 Gün

      7 Günde/24 Saat

      Vaaz - Dini Sohbet - Tasavvuf Sohbetleri - Radyo Karoglanda

      RADYO KAROGLAN

      Sessiz Zehirin - ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan - Radyo Karoglan